OKUMA ALIŞKANLIĞI VE ÖĞRETMEN
Okuma, görme, dikkat, algılama, hatırlama, seslendirme, anlamlandırma, sentezleme, çözümleme ve yorumlama gibi farklı bileşenlerden oluşan, karmaşık bir zihinsel süreçtir. Türkçe Sözlük´ te (1998:1675) okumak, ?Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek.? şeklinde tanımlanmıştır. Bu haftaki yazımda geçen haftaki yazımın -Okuma Alışkanlığı ve Aile- devamı olarak okuma alışkanlığı ve eğitiminde öğretmen ve okulun rolü üzerinde duracağım.
İlk okuma öğretiminde amaç okumayı öğrenmektir. İlk okumadan sonra ise okuma, amaç değil, yeni bilgilere ulaşmak için kullanılan bir araçtır. Okulda kullanılan öğrenme materyallerinin çoğu okumayı gerektirir. Okuma, öğretim programlarının omurgasını oluşturmaktadır. Okulda öğrenme, özellikle günümüzdeki öğretimde, büyük ölçüde okuduğunu anlamaya bağlıdır (Tekin, 1980: 20). Malum ülkemiz sınavlar ülkesi ve sınava giren öğrencilerin büyük çoğunluğu okuduğunu anlayamadığı için eleniyor.
Eğitim sisteminin önemli görevlerinden birisi de, öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Çünkü okumak, insanda olumlu ilgilerin ve etkilerin uyanıp gelişmesine yardım etmekte ve kendi kendini eğitmesine katkıda bulunmaktadır. Bu yüzden tüm çağdaş eğitim sistemleri okuma alışkanlığı kazanmış bireyler yetiştirmek ister.
Amerika´da yapılan bir araştırmaya göre çocukların erken yaşta kitap okumayla tanışmaları, okuma alışkanlığının edinilmesinde etkili olduğu belirlenmiştir (Duros, 2009). Okuma alışkanlığı bilimsel verilere göre anaokulundaki görsel okumaya dayanır. Anasınıfında kuralına uygun görsel okumalar yapmak öğrenciye ilerleyen süreçte kitap okuma alışkanlığı kazanmasında yardımcı olur. Diğer bir çalışmada ise altıncı sınıf öğrencilerinden oluşan 51 kişi ile yapılan görüşmede öğrenciler okuma alışkanlığının edinilmesinde öğretmenlerin etkili olduklarını belirtmişlerdir (Myette, 2006). Öğretmenler ailelerden sonra çocuk üzerinde etkili birer rol modeldirler. Öğrenciler eğitim kademesine göre örnek aldıkları öğretmenleri dikkatle izlerler. Onların yaptıklarını bilinçaltlarına gizlerler ve zamanı geldikçe kullanırlar.
Baccus (2004), öğretmenlerin kitap okuma ile ilgili deneyimleri, öğrencileri yönlendirmeleri, öğrencilerin kitap okumaya yönlenmeleri ve motive olmalarında etkili olduğunu tespit etmiştir. Janes´in yaptığı çalışmaya göre ailelerin okuma alışkanlığı konusunda bilgilendirilmesi sonucunda, bu ailelerin çocuklarının da kitap okumaya karşı ilgi duyduklarını belirlemiştir (Netherland, 2004; Janes, 2008;). Buna göre okuma alışkanlığı konusunda okul ve öğretmenler direkt olarak çocuklar üzerinde etkilidir. Aynı zamanda aileleri okumanın önemi konusunda ikna etmekle görevlidir. Okumaya uzak, okumayan, okumanın değerini bilmeyen ailelere, bunun yanlışlığını okulda öğretmenler anlatmalıdır. Aileler ikna olursa çocuklar daha rahat ve çift yönlü olarak ve ekstra motivasyonla okumaya kanalize edilebilir, okuma alışkanlığı kazandırılabilir.
Yapılan araştırmalar okuma alışkanlığının çocuklara veya öğrencilere verilmesi gerektiği ve bunun için gerek ebeveynler gerekse öğretmenlerin birer model olmaları zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Arıcı´nın (2005: 61) iki bin öğrenci üzerinde yapmış olduğu araştırmada öğrencilerin %57,3´ü kitap okuma fikrini öğretmeninden aldığını söylemektedir. Aynı araştırmada kitap okumaya, annemden görerek alıştım, diyenlerin oranı 17,9; babamdan diyenlerin oranı 13,4´tür. Öğrencilerin %35,4´ü ilk kitabını öğretmenin kendilerine verdiğini söylemektedir. Bu araştırma ailelerin kitap okumadığı, çocuklarına iyi bir model olamadıklarını göstermektedir.
Yılmaz´ın (2004:139) öğretmenler üzerinde yapmış olduğu bir araştırma, hiç okumayan ve zayıf okuma alışkanlığına sahip olan öğretmenlerin oranının %68.5´e ulaştığını göstermektedir. Yani yüz öğretmenden yaklaşık yetmişi, ya okuma alışkanlığına sahip değil, ya da bu konuda model olamayacak kadar zayıf okuyucu konumundadır. Öğrencilerin kitap okuması için onları okumaya teşvik etmesi ve daha da önemlisi onlara çok güzel bir model olması gereken öğretmen, bireylerin zihinsel süreçlerinin hızla geliştiği dönemlerinde, onların okuma alışkanlığını elde etmelerini sağlayacak en etkili kişidir. İyi bir okuyucu olmayan anne, sadece kendi çocukları için kötü bir örnek olmaktadırlar. Ama iyi bir okuyucu olmayan öğretmen, yüzlerce hatta binlerce öğrenciye kötü örnek olmakta ve onların geleceğini olumsuz yönde etkilemektedir (Ungan,2008).
Sonuç olarak okumak çağın getirdiği bir zorunluluktur. Tüm çağdaş insanlar gibi öğretmenler de okumak zorundadır. Okumayı alışkanlık haline getirmek ve bu alışkanlıklarını öğrencilerine göstermek zorundadır. Öğrencilerini okuma konusunda ikna etmek öğretmenin asli görevleri arasındadır. Okul içerisinde tüm öğretmenlerin katılımıyla okuma etkinlikleri düzenlenmeli, bu etkinliklere aileler de dâhil edilmelidir. Yoksa sınırlı sayıda okuyan öğretmenle kitap okuyan bir toplum oluşturamayız ve toplum olarak okuma yüzdemiz de daha da gerilere gider. Bu durum da çağı yakalamamızı engeller. Üçüncü dünya diye adlandırılan geri kalmış ülkeler sınıfına sokar.