MÜTEVELLİ’NİN SESİ: TOPRAĞIN ALTINDAN GELEN UYARI
Son günlerde Sayın Halil Güner tarafından dile getirilen bir mesele, aslında yeni değil; yıllardır görmezden gelinen bir gerçeğin yeniden gün yüzüne çıkmasıdır. Mütevelli merasında açılan, açılmak istenen sondajlar… Bir yanda Güres Çiftlik tarafından gerçekleştirilen müdahaleler, diğer yanda Manisa Büyük Şehir Belelediyesi eliyle planlanan çalışmalar… Hepsi aynı sorunun etrafında dönüyor: Su tükeniyor, toprak susuyor, doğa alarm veriyor.
Danyal Mehmet Bilek’in 2020 yılında kaleme aldığı şiir, bugün adeta bir kehanet gibi karşımızda duruyor. “Geçme Kumçay Köprüsü’nden…” diye başlayan o dizeler, yalnızca bir serzeniş değil; doğanın çığlığı, susuzluğun habercisi, insanın kendi eliyle hazırladığı sonun ifadesidir
Bugün Kumçay’da kuruyan yalaklar, su bekleyen canlılar ve çaresizliğe teslim olmuş bir doğa manzarası varsa, bu tesadüf değildir. Bu, yıllardır yapılan plansızlığın, hesapsızlığın ve en önemlisi duyarsızlığın sonucudur. Bir zamanlar bereketiyle bilinen Mütevelli ovası, şimdi “neden yetmiyor?” sorusunun cevabını arıyor.
Sondajlar… İlk bakışta çözüm gibi sunulan, ama aslında geleceği ipotek altına alan bir yöntem. Yeraltı sularını hoyratça çekmek, bugünü kurtarırken yarını yok etmektir. Şairin de dediği gibi:
“Sanma ki çare, Mütevelli ovasına vurulan sondajları…”
Bu sözler sadece bir eleştiri değil, açık bir uyarıdır. Çünkü bu gidişatın sonu bellidir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde, özellikle Konya'da yaşanan obruk felaketleri, yeraltı su dengesinin bozulmasının nelere yol açabileceğini açıkça göstermektedir. Toprak, altından çekilen suyun boşluğunu bir gün mutlaka yüzeye yansıtır.
Asıl mesele ise sadece doğa değil, insanın kendisidir. Çünkü bu süreçte sorumluluk sadece uygulayanlarda değil; seçenlerde, sessiz kalanlarda, görüp de konuşmayanlardadır. “Kusur sende, seçtiğin yöneticide…” dizeleri, bu anlamda tokat gibi bir hatırlatmadır.
Bugün hâlâ bir şeyleri değiştirmek mümkün. Ama bunun için önce gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Su sınırsız değil. Toprak sonsuz değil. Sabır ise hiç değil.
Mütevelli aynı Mütevelli… Ova aynı ova… Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Eğer bu gidişata dur denmezse, yarın çok geç olabilir. Ve o zaman geriye sadece şu söz kalır:
“Alta kalanın canı çıksın…”
Bu bir makale değil sadece…
Bu, toprağın altından gelen son çağrıdır.