Kuşak, nesil; aynı tarihsel süreçten geçmiş ve ortak zaman diliminde yaşamış insan topluluklarını ifade eder. İnsanlar doğup, büyüdükleri yıllara göre, yaşam tarzları ve bakış açıları değişiklik göstermiş. Bu yüzden her yaş grubu farklı nesiller altında sınıflandırılmış. Son yıllarda ise çocuğun kabiliyeti ve ailenin çocuk yetiştirme kültürüne göre ayrışmaktadır. Bizlerin içini sızlatan ve geleceğimiz için endişe duyduğumuz kesim için yapılması gereken mukayese şöyle; Toplumda hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil ile karşı karşıyayız. Düşünün, şehitler için gözyaşı döken kendi ana ve babalarını anlayamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamalarını anlam veremiyorlar. Yanıbaşımızda ki ülkelerde yaşanan savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor. Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar ve yok sayıyorlar.
Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç mi hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış olarak görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar, ecdat, tarih, vatan onlar için hiç önemli değil. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan ve duygudan yoksunlar. Vatan, onlar için son model bir cep telefon ve teknoloji enstrümanlarından daha değersiz.
Milletimiz ve memleketimizin geleceği açısından endişe veren bir durum.
Düşünün bu cenahta yetişen nesil 20 yıl sonra, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecekte kendi neslini ileri tarihlere taşıyacak?
Varsayalım kurdukları evlilik müessesesini nasıl sürdürebilecekler?
Hatta ülkeyi nasıl yönetecek?
Gerektiğinde atanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde ‘el bebek gül bebek’, ‘bir eli yağda bir eli balda’ çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber, ‘ver yesin ört uyusun’ misali.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermeden karnı obez, beyni obez. Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyor, çocuklarımıza iyilik mi yoksa kötülük mü yapıyoruz farkında değiliz.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz, evlat sevgisi bu mudur.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, o soğuk havanın tadını çıkarıp hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz, saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz, bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar, iki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz, onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz, bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar, elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar…
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın velhasıl yokluğun…
Bu nesle müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize. Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli, ebeveynler iyi anlamalı, eğitim camiası düşünmeli, medya vesaire bu nesil için üzerine kimin ne düşüyorsa sorumluluk almalı. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar ve seminerler düzenlenmeli, açıkoturumlarda havanda su dövmek yerine bu konular ele alınmalı. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı. Geç kalınmadan bu sorun mutlaka ve mutlaka çözüme ulaştırılmalı. Bu sorun çözülmezse akıbet vahim…