TOPLUMSAL MUTLULUĞUN YOLU
?(?) Tilki Küçük Prens´e: Benim yaşamım çok tekdüze, diye anlatmaya başladı. Ben tavuk avlıyorum insanlar da beni? Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da. Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duyduğum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim. Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler bir müzik sesi gibi beni çağıracak (?)?
İnsanlık olarak bir tilki tarafından dillendirilen bir gerçeği okuruz. Dünyadaki bütün ötekiler bizim için aynıdır. Biz insanların içine girdikçe, onların his ve düşüncelerini paylaştıkça evcilleştirir ve evcilleşiriz. Yoksa özellikle birinin, bir ideolojini, düşünce sisteminin, yönetim şeklinin ya da inanç biçiminin bize dikte ettiği kalıpların dışına çıkamazsak diğer insanlar birbirine benzer ve ötekileşirler. Ötekileştirdiklerimiz bizim için yabancıdır. Yabancı da yabanıl kelimesinin etki alanındadır. Ayrıca yabancıya da güven duyulmaz.
Biz insanlar kendilerini sabit düşünce kalıplarına hapsettikçe özgürlük diye bir kavramdan söz etmemiz düşünülemez. Beynimizin içinde dolaşan fikirleri ve de karşımızdaki insanların düşüncelerini kısıtlamaktan kaçınmalıyız. Hem kendi toplumumuz içinde hem de küresel bazda toplumlar arasında ?bütün insanlar kardeştir? düşüncesini yerleştirilmeliyiz ve uygulamalıyız. Bu düşüncenin uygulanabilirliği dünya insanlarının barış içinde yaşaması bakımından çok önemlidir. Kutuplaştırılan insanlardan yeri geldiğinde her türlü yabanıllık beklenen bir durumdur.
İnsanları sevmeliyiz ama daha da önemlisi insanlara kendimizi sevdirmeliyiz. Birbirini seven insanlar daha rahat iletişim kurabilirler. Birbirini sevmeyen, birbirine yabancı insanlar ya iletişim kur(a)mazlar ya da kurdukları iletişim sınırlı ve kısıtlı olur. Sınırlı ve kısıtlı iletişim de insanlar arasına mesafe koyar. Aralarında mesafe olan insanlar ise toplumsal barış ve dostluğa katkı sağlayamazlar. Toplumsal barış ve dostluğun olmadığı yerde ise huzur yoktur. Huzursuzluk mutsuzluğu ve yalnızlığı tetikler. Mutsuzluk ve yalnızlık ise insanları yabanıllığa doğru iter. Yabanıllar ise insani duygu ve düşüncelerden ziyade içgüdüleriyle hareket eder. İçgüdüleriyle hareket edenlerin ise ne yapacağı belli olmaz. Bir bakarsınız sevimli uysal bir kedi, bir bakarsınız leopar olmuş boynunuzu pençeliyor.
İçe kapanık, güvensiz, huzursuz, mutsuz bireyler bütünü, millet olma özelliği taşıyamaz. Günümüz insanları tekdüze bir yaşamı tercih ediyor. Diğer yaşam biçimlerini ise ya görmezden geliyor ya da yok etmek için elinden geleni yapıyor. Bu yüzden farkında olmadan sınırlı bir alanda, sınırlı insan gruplarıyla yaşayabiliyor. Kendisi gibi düşünmeyenleri ise koyun, yobaz, faşist, köle, dilenci, örümcek kafalı gibi aşağılayan sıfatlarla itham ediyorlar. Hâlbuki bu insanlar da bu toplumun yetiştirdiği aynı kültürün insanları. Aşağılamaya ötekileştirmeye gerek yok. Her ne olursa olsun hangi düşüncede olursa olsun insan insandır. Yabanıl düşünüp insanları yabancılaştırmaya hakkımız yok. Toplumsal saygı, saygılı düşünce yoksa insanlık da yoktur. İnsanlığın olmadığı terde medeniyet yoktur.
Bazı insanlar kendilerini bir üst aklın eline teslim etmiş yaşayıp gidiyor. Üst aklın sahipleri ne derse o oluyor. Ne hissederse o hissediliyor. Mutluysa mutlu, mutsuzsa mutsuzlar. Köle gibi yaşıyorlar. Kendileri köle gibi yaşadıkları gibi diğer insanları da kölelik müessesesine dahil etmek için didiniyorlar. Bu grup yabanıldır ve insanları ötekileştiren en etkin gruplardan biridir. Bu grup içinde tek bir akıl düşünür, bunlara söyler, bunlar ise uygular. Üst akla kendini teslim eden bu insanların muhakeme kabiliyeti yoktur. Çünkü grup içinde en çok bu kabiliyet hedef alınır ve törpülendikçe törpülenir. İtaat kavramı beyne çakılır. Onlar için sadece mensubu bulunduğu insan grubu vardır. Diğer yaşam biçimleriyle, insanlarla hiç ilgilenmezler. Wilson ?Düşüncelerine hâkim olamayanlar, kısa zaman sonra davranışlarına da hâkim olamazlar.? sözünü adeta bu gruba söylemiştir. Bu tip insanlar hareketlerini bile üst aklın onayladığı ya da yönlendirdiği şekilde şekillendirirler. Öl derse ölür, öldür derse öldürürler. Bunun örneklerini yakın zamanda test etme imkânımız da olacak gibi.
İnsanlar şu zamanlarda iyi düşünmeli ve topluma amasız sahip çıkmalı. Birbiriyle iletişim kurmalı, İletişim kuramayanları ise yardımcı olmalıdır. Kökü dışarda zehri içimizde olan ideolojilerin pençesinden kurtulmalı, daha aydınlık bir gelecek için, barış için, kardeşlik için fanatiklerin etkisinden korunmalı daha da önemlisi fanatiklikten kendimizi kurtarmalıyız. Tekdüze bir yaşam yerine bol paylaşımlı rengârenk bir yaşama yelken açmalıyız. MUTLU OLMALI VE MUTLU ETMELİYİZ.
