Mustafa Ali ÖZTÜRK


SINANMADAN ÖNCE

SINANMADAN ÖNCE


SINANMADAN ÖNCE

Yüce dinimizin kutsal kitabı Kur´an ?Sizden önceki topluluklar gibi sınanmadan cennete gireceğinizi mi sandınız.? der. Bu ayet-i kerime insanı ve toplumu nasıl yaşaması gerektiğini düşünmeye sevk eden anlamı derin bir cümledir. İnsan yaratılmışların en şereflisidir; ancak bu mertebeye ulaşması da çok kolay değildir.

Dünya hayatı kısa bir yolculuktan ibaret. Bu kısa yolculukta hem bireysel hem de toplumsal olarak uymamız gereken birçok kural vardır. Bu kurallara uyup uymamak kişilerin ve toplumların elinde ve sonucu da ölümden sonra sürpriz değil. İlahi adaletin tecelli ettiği mahkeme-i kübra ayan beyan ortada. Bu mahkemede sonsuz aydınlık ve sonsuz karanlığa açılan kapıların anahtarı bizleri bekliyor. Ya yaratılmışların en şereflisi olacağız ya da en sefili olacağız.

Dünya milyonlarca yıllık yolculuğunda kendisine vaat edilen sona doğru şaşmadan, durmadan yol alıyor. Bu ezelden beri devam eden çetrefilli yolda üzerinden kim bilir ne güzel insanlar ve bu güzel insanların oluşturduğu ne güzel medeniyetler geldi geçti, belki de gelip geçmeye de devam ediyor. Bunun yanında dünya üzerinden mutlaka havsalamızın alamayacağı kadar kötü, cani insanlar ve toplumlar gelip geçti.  Gelip geçmeye de devam ediyor ama bugünlerde yaşanan kötülüklerin dozu biraz fazla.

Günümüzde kötülükler revaçta. İnsanlar ve diğer canlılar hem bireysel olarak hem de topyekûn kitle imha araçlarıyla yok edilmekteler. Yeminli şeytanın başını çektiği katiller sürüsü dünyanın her tarafında katliam yapmaktalar. Çıkardıkları savaşlarda ürettikleri katliam araçlarıyla insanları, hayvanları, bitkileri cayır cayır yakmaktalar, yok etmekteler. Bunları yaparken an be an kaydetmekte ve insanlara izletmekteler. İnsanlar izleye izleye katliamları kanıksamış duruma geldiler. Bu durumlarla ilgili konulardan bahsedilirken, yapılması gerekenlerden bahsedildiğinde, dile getirilmese bile şu cümleyi içten içe söylenir ?Her koyun kendi bacağından asılır.(bana ne!)? Özellikle bize ait olmayan dini inancımıza ve milli kültürümüze uymayan bencil, maddeci bir özü olan bu cümle dünyada ve toplumumuzda bir ur gibi yayılmaktadır.

?Her koyun kendi bacağından asılır.? düşüncesi kötülüğe kötülere kayıtsız kalmamızın en büyük müsebbibidir. Bu sözün toplumumuzun bir kesimi tarafından içselleştirildiği muhakkak bir gerçektir. Bu düşünce tarzının kitlesel bir arızaya yol açtığı da ortadadır. ?Her koyun kendi bacağından asılır.? diye diye dünyaya nam saldığımız insani meziyetlerimizi kaybettik. En önemlisi ise Türk milletinin vicdana dayalı duyarlılığını kaybettik.

Mesela işgalci Çin´in Doğu Türkistan´daki gayri insani uygulamalarından kaçımız haberdarız. Bu konuyla ilgili haberleri okuyor muyuz? Okuyorsak ne kadar etkileniyoruz? Bu haberler arasından küçük bir haber: ?Faşist komünist Çin yönetimi, 72 yaşındaki Uygur Türkü Neriman Ana´ya oğlu nedeniyle 24 yıldır sistematik baskı ve zulüm uyguluyor. Oğlu yurt dışına kaçmak zorunda kalan bu anamızın yaşadıklarını açıp okuyun.? Öz yurdun garip kalmış insanların daha nice acı hikâyesini göreceksiniz, eğer görebilecek bir vicdanınız varsa. Çin işkencesinin en yaygın uygulama alanı Doğu Türkistan. Unutmamak gerekir ki Müslüman Türklük için büyük imtihan!

Türkmen Dağı´nda yaşananlar, Irak Türkmenlinde yaşananlar Türklüğün bölünmüşlüğünün, kimsesizliğinin açık bir resmi. Türkmen elleri yağmalanırken, yakılıp yıkılırken, Türkmen kardeşlerimiz şer odaklarının ittifakı arasında yok edilmeye çalışılırken ülkemizde yaşayan insanların büyük kısmı sefih bir hayatın dessas mutlulukları arasında, menfaatperest bir hayat tarzını benimsemiş yaşayıp gitmekteler. Habbeyi kubbe yapmakta mahir olan milletimiz söz konusu Irak ve Suriye Türkleri olunca üç maymun oyununu oynuyorlar. İşret meclislerinde devlet kurup devlet yıkan darbe üstüne darbe yapan arkadaşlar Türkmenlerin kıyıcılarından dil ucuyla bile bahsetmiyorlar. Sınandıklarının farkında bile değiller! Oralardaki zulme sessiz kalmak şeytana ve ordusuna boyun eğmek değil de nedir? Nerede bir parkta ağaçların kesilmesine bile razı gelemeyip devlete başkaldıran duyarlı, vicdanlı gençlerimiz.

Suratı fena halde matruş, fare grisi gözleri kanlı, kıranta bir zatın yönettiği kötülüğe iptila devlet yıllardır Anadolu´da, Karabağ´da, Hocalı ´da Türklere ?genocide? yani soykırım uygulayıp dünya devletlerini soykırıma uğradık yalanıyla kuşatırken bizler uykudayız. Menfaatperest insanların oluşturduğu, haz tutkunu, çeşitli araçlarla uyuşturulmuş insanlar yığını halinde günah bataklığında çırpınırken düşman malı götürüyor. Bizim millet olarak yapamadığımızı yapıyorlar. Zulmeden onlar olmasına rağmen mazlum rolünü iyi oynuyor. Olan Müslüman Türk´e oluyor. Masa başında hep kaybediyoruz; çünkü tedebbuat gibi bir alışkanlığımız yok. Sonuç hüsran! Hüsrana bile duyarsızız.

 Binnetice uyuyoruz MESCİD-İ AKSA´NIN ALTINI OYUP, MASON AYİNİ YAPTILAR, işret meclislerinde eğlenirken ruhumuz duymadı. Şeytanın ve uşağı devletlerin niza eylediği toplumları düşünmüyoruz. İşret sofralarında yer içerken kan içiciler kapımıza dayandı, farkında değiliz. Kötülükler çok, katiller aramızda, her yerde? Ölüm kusan silahlar her gün başka milletlerin üzerinde deneniyor. Çoğu başarılı. Açıkladılar çok başarılıyız diye, iyi öldürüyoruz diye. Şeytan ve uşakları mutlu, iyi insanlar köşeye sıkıştırılmış, işimiz zor! Zulme, ölüme sessiz kalıyoruz!

Saydığım örneklere daha onlarca örnekle katkıda bulunabilirim, yaşadığımız kötü durumlara. Bu durumlara sessiz kalan toplum ve devletler çok zaman geçmeden dünyada esamisi bile okunmayan bir siyasi mevta olacaklardır. İş işten geçmeden ortak değerlerde buluşarak güçlü bir şekilde kötülerin karşısında durabilmek birinci önceliğimiz olmalıdır. ?Sizden önceki topluluklar gibi sınanmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?? diye soran ilahi kudrete nasıl cevap vereceğiz bu büyük imtihan dünyasından geçip gittikten sonra. Daha kardeşlerimize sahip çıkamıyoruz. Dünya mazlumlarını nasıl kurtaracağız? Bu veballe nasıl dünya yolculuğunu tamamlayacağız? Sorular çok ve ağır? Düşünebilmek dileğiyle?