Mustafa Ali ÖZTÜRK


İNSAN OLMAK

İNSAN OLMAK


?Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlıdır insan. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimsedir insan. Konuşabilen tek yaratıktır insan. Usu olan canlı varlıktır insan. Çevresini değiştirebilen, dünyaya ve evrene açık olan, konuşan ve yaratıcı düşünme yeteneği olan, deney dünyasını aşabilen, kendinin ve evrenin bilincine varmış olan, eylemlerinden sorumlu olan varlıktır insan.? İnsan için yapılan bu tanım ve nitelemeler TDK Büyük Türkçe sözlükten alındı. Hepsi başlı başına iddialı ve üstünde düşünülmesi gereken tanımlar.

Yüce dinimiz İslam´da ise insan eşref-i mahlukat yani yaratılmışların en şereflisi ve esfele safilin yani yaratılmışların en aşağısı (aşağılar aşağısı) olarak tanımlanarak insana seçme hakkı verilmiştir. İnsan bu tanımlardan hangisini hak ettiğini eylem ve yaşam biçimiyle kendisi belirler. Bugünkü yazımda esfele safilin denen mahlukatın yaptıkları kötülüklerin, pisliklerin içinde var olmaya çalışan eşref-i mahlukat yani yaratılmışların en şereflilerinden olduğunu düşündüğüm insanlardan bahsedeceğim.

Son zamanlarda mizantrop, hastalıklı tiplerin, esfele safilinin yığın yığın biriktiği dünyada metazori altında kalan insanların çoğu, çareyi kaçmakta bulmuşken bazı iyi kalpli insanların maruz kaldıkları metazoriye, zulme, kıyıma aldırış etmeden aldıkları kararlar ve iyilik için ölümü bile göze alıp savaşmaları gerçekten etkileyici. İşte sizlere bu konuda etkileyici üç örnek: 

Adı Anas el Başa? Kendisi Halepli çocukların yüzünü güldürmeye çalışan palyaço kılığındaki melek...İstediği zaman Halep´i terk edebilecek imkana sahip olan Anas, ailesi öyle yapmasına rağmen Halep´i terk edemedi. Terk edemediği Halep´in ona bol bol açlık, sefalet, bombardıman ve kanlı ölümler vaat etmesine rağmen terk etmedi. Bu davranışının nedeni ise vatan aşkından öte bir duygu çocuk sevgisi? Harabeye dönüşen bir şehir ve bu şehrin içinde harabeye dönüşmüş küçük ruhları yani çocukları elinden geldiğince az da olsa güldürmeyi tercih etmişti. Amacı savaş ve yıkımın kol gezdiği kanlı bir şehir olan Halep´te çocuklara umut ve neşe kaynağı olmaktı. Ama savaş şeytanları Anas´ı bir bombardımanla Halepli çocukların elinden koparıp aldı. Ne mutlu iyi kalpli, ölümsüz Anas el Başa´ya. İyi insanlar onu hep hatırlayacak?

Savaşlar ve yıkımlar sadece insanları etkilemiyor. Dünya üzerinde en az bizim kadar yaşama hakkına sahip bütün canlıları etkiliyor. Adı Muhammed Ala el Celil? Halep´ten kediler için kaçmayan adam. Halepli kedilerin hamisi. Halep cehenneminin ortasında aç, susuz ve kimsesiz kalan, biçare kedileri kollayan, doyuran, bakan bir adam. Savaştan önce Halep´in huzurlu günlerinde elektrikçilik yapan koca yürekli bir adam. İki yüze yakın kedinin sığınağı, bakıcısı ve koruyucusu iyi kalpli bir adam. Son görüldüğünde şöyle diyormuş: ?İnsanları ve hayvanları aynı ışığın altında görüyorum. Hepsi acı çekiyor, hepsi merhameti hak ediyor.? Ne mutlu O, koca yürekli adama. 

Çocuk yetiştiremedi ama ağaç yetiştirdi. Adı Saalumarada Thimmakka. Saalumarada Thimmakka Hindistan´ın Karnataka eyaletinin Magadi kentine bağlı bir köyde 80 yıl önce hayata merhaba diyen güzel yürekli insan. Okuyamamış, gündelik tarım işçisiymiş ve bir sığır çobanının karısıymış. Çocukları maalesef olmamış ama bu durumu ağaç yetiştirerek dengelemeye çalışmış. Halk bu durumla alay etmiş. ?Saalumarada? yerel dilde ağaç dizisi anlamına geliyormuş ve köylüleri çocuk yerine ağaç yetiştiriyor diye alay ediyorlarmış. Ama O yılmamış, çocuğu olarak gördüğü Hintinciri ağacını dikmeye, yetiştirmeye başlamış. Bu örnek davranışı ile dünyaya ilham veren bir aktivist olmuş. Yetiştirdiği binlerce ağaç ve yaşam tarzından dolayı dünyadan birçok ödüller almış. Ne mutlu insanı, hayvanları ve bitkileri yetiştiren ve yaşatan insanlara! Ne mutlu Saalumarada Thimmakkalara? 

?İnsan (Homo sapiens Maymunlar (Primates) takımının insangiller (Hominidae) familyasından bir memeli türü. Yaşayan tek türüdür. İki ayağı üzerinde durur ve yürür. Kolları kısadır. Vücudunun birçok yerlerinde tüyler azalmıştır. Çeneleri belirlidir. Beyinleri çok gelişmiştir (1400 cm3). Kafatası yuvarlak ve yüz açısı yüksektir. Konuşabilen tek yaratıktır.? diye hem duygusuz hem de seküler bir şekilde tarif edenlere nispetle huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimsedir insan. Yukarıda hikayeleri anlatılan insanlar; insanları, hayvanları ve bitkileri yaşatan eşref-i mahlukatlardır. 

İçimizdeki malumat füruşların, mizantropların, şizofazilerin, eksibisyonistlerin cirit attığı seküler melankoliklerin duygu kastığı bu dünyada Anas el Başa, Muhammed Ala el Celil ya da Saalumarada Thimmakka olabilmek kolay değil. Kendi kıyametini büyük bir umursamazlıkla çağıran bu dünyada bu güzel insanları her neredelerse bulalım ve kıymetini bilelim.

İnsan hayatını sonsuz bir isteme, tatmin olma ve sonra yeniden isteme döngüsü olarak görenlerin neden olduğu vahim olayların bir nebze olsun katlanılabilir kılandır bu iyi insanlar ve isteme döngüsünün dışındadırlar. Yıkmazlar, yakmazlar, yok etmezler, yaşamaktan ve yaşatmaktan yanadırlar? Sonuç olarak insanoğlunun gerçek misyonu yaşatmaktır. Yaşatabildiğimiz ölçüde insanız. Ne mutlu tüm canlıları koruyan, yetiştiren ve yaşatanlara?Ne mutlu insan olabilenlere?