Mustafa Ali ÖZTÜRK


DÜNYA SEVİLMEYENLER GÜNÜNDE YANGIN

DÜNYA SEVİLMEYENLER GÜNÜNDE YANGIN


Sosyal paylaşım sitesi Twitter´da Salı gününün ön plana çıkmış gündem maddelerinden -trend topic (tt)- biri Dünya Sevilmeyenler Günü?ydü. Sosyal medyanın uçsuz bucaksız mecralarında gezen cin fikirli aylak bir kullanıcı atmış kuyuya küçük bir taş ve sonra seyreyle gümbürtüyü!

Konu kısa sürede Twitter´in ülke gündemi olarak da adlandırılan bölümünde birinci sıraya kadar yükseldi.

Millet işi gücü bıraktı, oturdu, düşündü, taşındı ve başladı sevmediklerini sıralamaya. Baktım da ülkede ne kadar da çok sevilmeyen hatta nefret edilen kişi, kurum ve varlık varmış. Herkes yerli yersiz sevgisizliğini haykırıyor.

Sevmemek hem kötü hem de basit bir eylem. Asıl zor olan sevebilmek dolayısıyla saygı duyabilmek. Sevgisizliklerin temeli genel olarak saygısızlıktır. Bu konuda yazılan nefretlerin, sevgi yoksunluklarının geri planında ise açık bir saygısızlık var. Sevilmeyenlerin çoğu sevmeyenler gibi yaşamıyor, onlar gibi düşünmüyor. Bu durumda gelsin nefret söylemleri gitsin hakaretler. Herkes kendi dünyasını tüm insanların yaşamasını istiyor. Başka türlü yaşayanlara, yaşamak isteyenlere yaşam hakkı tanımıyor, sevmiyor onları, sevmeyince de saygısızlık etmekte bir beis görmüyor ve işin içinden çıkılmaz bir nefret yumağının içinde buluyor kendini.

Ülke olarak sevmediklerimizi düşündüğümüz gibi savaşlarda, iş kazalarında, trafik kazalarında, terör saldırılarında, doğal ya da insan kaynaklı afetlerde ve dermansız hastalıklar nedeniyle ölen insanları dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin düşünebilseydik eğer bu ülke daha yaşanılası bir yer olurdu diye düşünürken Adana´dan o elim yangın haberi geldi. Ve gönlüme bir sızı saplandı. Keşke dedim, yurtlarda cayır cayır yanan çocukları yanmadan düşünsek, onların durumunu irdeleyip böyle elim olayların yaşanmaması için yapılacaklar listesi hazırlasak. Ama biz bunun yerine sevilmeyenler listesi hazırlamayı tercih ediyoruz. İnsanları insan oldukları için düşünüp bu minvalde bir davranış biçimi benimseyebilsek ne güzel bir ülke olurduk. Sorunlara çözüm odaklı yaklaştıkça doğruyu, iyiyi, güzeli yakalayacağız.

Acı da evrensel olmalı aynı zamanda, bir çocuğun eline diken batsa insanoğlu yanmalı; ama gönülden yanmalı, samimi olmalı. Diken batan parmağı kullanmak için timsah gözyaşları olmamalı! Bu ülkede var olmak yorucu bir mücadele hali. Bu ülkede hele bir de çocuk olmak, hayatının en güzel döneminde cehenneme düşme bahtsızlığı. İran´ın kederli şairi Furuğ Ferruhzad´ın ?Hangi yaşta ölürsek ölelim, tamamlanmamış cümlelerimiz olacak.? sözü geldi aklıma ve Aladağ´da öğrenci yurdunda cennete uçan meleklerin de tamamlanmamış cümlelerini düşündüm, üzüldüm! İnsanlar bu olayın üzerine hangi cümleleri kuruyor diye bakındım durdum.

?Adaletsizliklerin en büyüğü, adil olmayıp adil gibi görünmektir.? demiş Platon. Tam da burada sevmediklerinin listesini çıkaran bir grubun çocukların ölümünü kullanmaya başlamasına şahit oldum. Aslında çocuklar hiç de umurlarında değildi. Bu çocukları sadece ve sadece o yurt vb. yerlerde kaldıkları için sevmezlerdi de. Adil değillerdi ama adaleti savunuyorlardı bu kişiler. Sözde adalet arıyorlardı. Bu acı gerçek çocukların ölümünün önüne geçti. Sevgisizler bu elim olayı bir kin kusma törenine çevirdi. Fırsattan istifade, bir yerlere birilerine saldırının telaşına düştüler, heyecanlandılar. Varsa bir ihmal sonuna kadar gidilsin, araştırılsın, sorgulansın, yeni önlemler alınsın ve böyle acı olaylar bir daha yaşanmasın diye yapıcı düşünüp bunları dile getirenlerin sayısı bir elin beş parmağını geçmez.

Sonuç olarak Adana´nın Aladağ ilçesinde hayatının baharında 12 canımız melek oldu, ellerimizden kayıp gitti. Yanarak feci şekilde yaşamını yitiren çocuklarımıza Allah´tan rahmet,  yaralılara acil şifalar dilerim. Ailelerine sabır diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.  Ya Rabb..!! Umutların tükendiği yerde, Hz Yusuf´un sabrını ver üzerimize.