Mustafa Ali ÖZTÜRK


ÇANAKKALE ZAFERİ

ÇANAKKALE ZAFERİ


ÇANAKKALE ZAFERİ

              Tarih Bilimi tarafından Çanakkale Savaşları, I. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası`nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.” diye tanımlanır ve İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu`nun başkenti İstanbul`u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya`yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul?u zapt etmek suretiyle Almanya?nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı`nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.[1]” diye yorumlanır.

             Bana göre Çanakkale Savaşların da asıl hedef Anadolu'daki Müslüman Türk varlığının yok edilmesi, yok edilemezse en azından Asya'nın Ortalarına sürülmesidir. Batı Medeniyetinin ve Hristiyan Alemi'nin asırlardan beri büyüttükleri bir ülkünün, -megola ideanın- gerçeğe dönüştürülmesi, 1071 ve 1453 gibi büyük bozgunların rövanşı ve intikam fırsatıdır. Bu amaçla yedi düvel yani İngiliz, İskoç, İrlandalı, Fransız, Hint, Kuzey Afrikalı (Cezayirliler, Zuaveler), Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerle Rum ve Yahudi gönüllülerden oluşan Siyonist-Haçlı ittifakı bir araya gelmiştir. Asırlardır Türk belasıyla uğraşan barbar Avrupa medeniyeti bu beladan kurtulmak için hiçbir zaman bu kadar kendini güçlü hissetmemişti. Türkler de belki de onlara göre hiç bu kadar güçsüz olmamıştı. Fırsat bu fırsat Siyonist-Haçlı ittifakı yüzbinlerce askeriyle birlikte dev ölüm makineleriyle üzerimize çullanmışlardı. Ancak unuttukları ya da göremedikleri tek şey Müslüman Türklerin güçsüzlüğü manevi değil maddiydi. Manen güçleri yani İmanları tamdı.  Düşman kendisinden çok makinelerine ve karşısındaki hedefin güçsüzlüğüne güveniyordu. Türkler önce Allah'a, sonra komutanlarına ve kendilerine güveniyordu.

             Siyonist-Haçlı ittifakı tüm gücüyle saldırırken, bu esnada birçok kader anları, kırılma noktaları hasıl olmuştur:

           Deniz savaşları esnasında Seyyit Onbaşı' nın 276 kiloluk bombayı tek başına kaldırıp fırlatması, top mermisinin düşmanın Ocean –Okyanus- adlı dev gemisini denizin dibine yollaması bunlardan biridir. Yine deniz savaşları esnasında Nusret Mayın Gemisi ve mürettebatı da -Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey ve Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey komutasında-  düşman gemilerinin projektörlerine aldırmadan döşediği mayınlar sayesinde 18 Mart 1915`te Çanakkale deniz harekatının kaderini değiştirmiştir. Nusret `in mayınları 639 kişilik mürettebatıyla Bouvet, onun ardından HMS Inflexible ve Bolva zırhlılarını sulara gömmüş ve Siyonist-Haçlı ittifakı' nın deniz harekâtını bitirmiştir.

           Kara savaşları esnasında 25 Nisan 1915 günü saat 10 sıralarında savaş devam ederken Conkbayırı'nda 57'nci Piyade Alayı'nda yaşanan bir olay gerçek bir kader anıdır. Büyük komutan Mustafa Kemal ATATÜRK 57. Piyade Alayı'na hitaben : Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.” diyerek savaşın kaderini değiştirmiştir. Sonuç da büyük komutanın dediği gibi olmuş onların imdadına başka kuvvetler yetişmiş ve düşman püskürtülmüştür. Bu ve bunun gibi yaşanmış birçok efsanevi olay Çanakkale Savaşları' nda yaşanmıştır.  Gemiler boğazı geçebilse ya da kara harekatında belli bir noktaya ilerleyebilse savaşın sonuçları çok farklı olabilirdi.        

            Bu savaşların başka bir yönü de askerlerimizin ruhi durumu, inanmışlığı, adanmışlığıdır. Bunu bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; Sağ kolumu kaybettim. Zararı yok. Sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni üzen ve yeniden birliğime katılarak, düşmanla çarpışmama engel olan şey, yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden çıkıp, harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz. Affediniz komutanım." diyen Çanakkale kahramanlarından Mehmet Çavuş`un hastaneden yazdığı mektubu örnek olarak gösterebiliriz. Bu mektup yüz binlerce benzeri arasında sadece biridir.

            Sonuç olarak Çanakkale Zaferi sayesinde Mustafa Kemal Atatürk, Seyyit Onbaşı, Mehmet Çavuş, Tophaneli Hakkı Bey, Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey gibi yüz binlerce şehidimiz ya da gazi Mehmet'imiz kurtuluş savaşının tohumlarını toprağa serpmiştir. Onlar sayesinde düşman Müslüman Türk'ün büyük başşehri, ruh mekanı İstanbul düşman postalıyla çiğnenmemiştir. Düşmanın Müslümanları ve Türkleri tarihten silme hülyalarını ebediyen bitirmiştir.

           Çanakkale bir son değil başlangıçtır. Çanakkale bir milletin geri dönüşüdür, silkelenmesi ve kendine gelmesidir. Çanakkale diriliştir. Ruhtur. Şehadettir. Özgürlüktür. Zaferdir. Allah Çanakkale'deki Mehmetlerimizden, cephe gerisindeki çocuk, kadın, erkek tüm emeği geçenlerden razı olsun. Mekanları cennet olsun! derken büyük ozan Mehmet Akif'in dizeleriyle onları selamlıyorum:

(…)

Sen ki, İslam`ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a`sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.”



[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Çanakkale_Savaşı